Boşanma Sürecinde Mal Paylaşımını Kolaylaştıracak 5 Altın Tavsiye!
Boşanma süreci, hem maddi hem de psikolojik açıdan önemli bir yükümlülük getiriyor. Boşanma davası ile mal rejimi davasının aynı şey olduğu yanılgısı yaygın bir yanlış anlamadır. Bu durum, birçok insanın boşanma sırasında yıllar içerisinde elde ettiği mal varlığını kaybetmesine yol açabiliyor. Evlilik birliği süresince edinilmiş olan gayrimenkul ya da taşıt, tapuda kimin adına kayıtlı olursa olsun, paylaşılabiliyor.
Avukat Kortan Toygar, boşanma aşamasında olan çiftleri, mal kaçırma eylemlerine karşı dikkatli olmaları konusunda uyarırken, yeni nafaka modelinde mahkemeye nasıl ikna edileceğine dair altın kuralları Tgrthaber.com Özel Haber Şefi Bengü Sarıkuş'la paylaştı.
Boşanma süreçlerinde eşlerin mal paylaşımında en sık yaptığı stratejik hatalar nelerdir?
Avukat Kortan Toygar: Boşanma, pek çok insanın hayatında karşılaşabileceği en büyük duygusal zorluklardan biridir. Bu zor dönem boyunca, hukuken yapılan ve geri dönülmesi güç bazı stratejik hataları şu şekilde sıralayabilirim:
Boşanma davası ile mal rejimi davasının ayrı olması: Boşanma davası açıldığında, mahkeme mallara otomatik olarak el koymaz. Mal rejiminin tasfiyesi, bağımsız ve ayrı bir davadır. Mal Rejimi Davasını açmak için genelde boşanma davasının kesinleşmesini beklemek gerekmektedir (bu durum bekletici mesele olarak kabul edilir).
TAPU KAYDI OLMAKSIZIN PAYLAŞIM HAKKI
Kanunun sağladığı hakları bilmeden yapılan anlaşmalı boşanma süreçleri: Hızlı bir sonuca ulaşmak amacıyla edinilmiş mallara katılım rejimini göz ardı eden eşler, tek taraflı olarak hazırlanan boşanma protokolünün altına imza atmamalıdır. Örneğin, evlilik süresince eşlerden birinin çalışarak kazandığı bir gayrimenkul ya da taşıt, tapuda sadece kendi ismine kayıtlı bulunsa dahi, diğer eşin yasal olarak yarısı üzerinde hakkı (katılma alacağı) bulunmaktadır.
Kişisel mal ile edinilmiş mal arasındaki fark: Evlilikten önce edinilmiş, miras yoluyla alınan ya da karşılıksız kazanç (bağış, hibe) ile elde edilen mülkler kişisel mal sayılmakta olup, eş ile paylaşılması gerekmez. Ancak evlilik süresince bu kişisel malların sağladığı gelirler (örneğin miras kalan iş yerinin kira geliri) edinilmiş mal kategorisinde sayılır ve paylaşımın konusudur.
MAL KAÇIRMA DURUMUNDA NE YAPILMALI?
Boşanma aşamasında mal kaçırma şüphesi taşıyan bireylerin alabilecekleri hukuki tedbirler nelerdir?
Avukat Kortan Toygar: Boşanma öncesinde, bir eşin mallarını üçüncü şahıslara devretmeye, satmaya ya da bankadaki birikimlerini çekmeye çalışması sık rastlanan bir durumdur. Bu tür durumlarda atılması gereken adımlar şunlardır:
İhtiyati Tedbir Başvurusu: Mal kaçırdığı düşünülen eş hakkında, mal rejimi davası açıldığı andan itibaren (veya boşanma davasıyla birlikte açılan mal rejimi davasında), mahkemeye mal varlıklarının üçüncü şahıslara devrinin engellenmesi için ihtiyati tedbir talep edilmelidir.
Aile Konutu Şerhi: Ailenin birlikte yaşadığı konut, tapuda diğer eşin üzerine kayıtlıysa, boşanma davası açılmadan önce ilgili Tapu Müdürlüğü’ne gidilerek aile konutu şerhi konulması talep edilebilir. Bu şerh, tapu sahibi olan eşin, diğer eşin izni olmaksızın o evi satmasını, devretmesini veya ipotek vermesini engellemektedir.
GEÇMİŞTE YAPILAN MAL KAÇIRMA NASIL İÇİNDE GERİ ALINIR?
Mal kaçırmaya yönelik geçmişe yönelik tasfiye ve "Eklenecek Değerler": Eğer bir eş, mal kaçırmak amaçlı olarak mülklerini dava öncesinde üçüncü şahıslara devrettiyse, hukuk sisteminde mevcut bazı yöntemler ile hakkınızı koruma altına alabilirsiniz. Türk Medeni Kanunu’na göre; bir eşin mal rejiminin sona ermesinden önceki bir yıl içerisinde diğer eşin izni olmadan yaptığı karşılıksız kazandırmalar (bağışlar) ya da mal kaçırma amaçlı devredilen varlıklar, süresiz olarak mevcut mal varlığına "eklenecek değer" olarak değerlendirilmektedir ve borçlu eşten talep edilebilmektedir.
Aile hukukunda zorunlu arabuluculuk sisteminin geleceği üzerine düşünceleriniz nedir? Bu sistemin amacı nedir?
Avukat Kortan Toygar: Aile hukukunda, özellikle boşanmanın mali sonuçları ve mal paylaşımı açısından zorunlu arabuluculuk sisteminin, doğru sınırlarla ve uzman ekipler eşliğinde uygulanması durumunda, yargının üzerindeki yükü azaltabilecek ve tarafları yıpratıcı davalardan kurtarabilecek bir çözüm olabileceğini düşünüyorum. Bu sayede uzun süren dava süreçlerinden kaçınılarak, hem emek hem de masraflar azaltılır; taraflar psikolojik açıdan da daha az yıpranır. Ek olarak, taraflar kanuni çerçeveler içinde, mal rejiminin tasfiyesini kendilerine uygun ve pratik bir şekilde halledebilirler. (örneğin: "Ev sende kalsın, ben aracı alayım, nakit kısmını taksitle ödeyebilirim.")
TEHDİT MESAJLARI DELİL OLABİLİR
Boşanma dönemindeki bireylere yönelik en önemli üç tavsiyeniz nelerdir?
Avukat Kortan Toygar: Bu zorlu süreci daha kolay geçirmeniz adına üç önemli tavsiyem var.
Duygusal Tepkiler Yerine Mantıksal ve Hukuki Strateji Geliştirin: Öfkenizle atılan adımlar, tehditkar mesajlar veya "Hepsini yakacağım" gibi çıkışlar, mahkemede aleyhinize delil olarak kullanılabilir. Sakin kalmalı, haklarınızı ve sorumluluklarınızı bilerek yaklaşmalısınız.
GİZLİ KAYIT VE GÖRÜNTÜLER YASAL SORUNLAR DOĞURUR
Delil ve ispat açısından belgelerin önemi: Eşinizin mal kaçırma girişimlerini, gelir durumunu ya da kusurlu davranışlarını kanıtlayacak belgeleri (tapu fotokopileri, banka hesap dökümleri, şirket ortaklığı belgeleri vb.) yasal yollarla toplamanız gerekmektedir. Ancak; eşinizin telefonuna casus yazılım yüklemek, gizlice odasına, aracına ses kayıt cihazı koymak gibi yöntemlerle elde edilen veriler mahkemede delil olarak kabul edilmeyecek ve sizin aleyhinize ceza davası açılmasına yol açabilir.
Çocukları Asla Bir Araç Olarak Kullanmayın: Eşinize olan öfkenizi, çocukların velayeti, kişisel ilişkileri veya iştirak nafakası üzerinden ifade etmemelisiniz. Çocukları birer "haberci" ya da "tehdit" olarak kullanmak, onların psikolojisi üzerinde geri dönülmez hasarlar oluşturabileceği gibi, mahkemede velayet değerlendirmesinde olumsuz etki yaratabilir, hak kaybına uğrayabilirsiniz.
SÜRESİZ NAFAKA YENİDEN GÖZDEN GEÇİRİLMEYİ BEKLİYOR
Süresiz nafakaların durumu nedir? Ne zaman geçerliliğini yitirecek?
Avukat Kortan Toygar: Anayasa Mahkemesi, 4 Haziran 2026 tarihinde verdiği kararla, Türk Medeni Kanunu’nun 175. maddesindeki "süresiz olarak" ibaresini anayasa ile çelişen bir durum olarak değerlendirerek iptal etmiştir. AYM, bu iptal hükmünün yürürlüğe girebilmesi için 9 aylık bir geçiş süresi belirlemiştir (Mart 2027’ye kadar). Bu süre içerisinde TBMM’nin, tarafların haklarını gözeten adil ve geçici bir yoksulluk nafakası modeli üzerinde çalışarak yasalaştırması beklenmektedir.
Ancak, kanunların geriye yürümezlik ilkesi gereği, daha önce kesinleşmiş olan süresiz nafakalar kendiliğinden feshedilmeyecek. Yeni yasanın yürürlüğe girmesi sonrası, nafaka yükümlülerinin, yeni kriterlere göre "uyarlama veya kaldırma davası" açmak üzere mahkemeye başvurması gerekecektir.
Bir hakimi "nafakayı süresiz değil, süreli biçimde bağlamaya" ne tür kriterler ikna edebilir?
Avukat Kortan Toygar: Yeni yasaların Meclis’te şekillenene kadar, mevcut uygulamalarda ve gelecekteki taslaklarda, hakimi nafakanın süresi/miktarını sınırlamaya ikna eden temel unsurlar şunlardır:
Evlilik süresi: 1-2 yıl gibi oldukça kısa bir evlilikte, yeni düzenlemeler ile hakimin nafaka süresini oldukça sınırlı tutacağı (ya da toplu ödeme kararını verebileceği) yönünde büyük bir kanaat bulunmaktadır. Evlilik süresi uzadıkça, nafaka süresi de uzamaktadır.
Yaş: Sağlıklı, genç, meslek sahibi ve çalışmasına engel bir durumu olmayan bir eşin nafakası, kendi ayakları üzerinde durabilmesi adına makul bir süreyle (örn. 1-3 yıl) sınırlandırılmak üzere oldukça uygun bir durumdadır.
Eğitim: Üniversite mezunu veya daha önce iş tecrübesi bulunan bir eşin yoksulluk durumunun "geçici" olduğu kabul edilir.
Fiili birliktelik: Nafaka talep eden eşin, resmi olarak evlenmese bile başka biriyle birlikte yaşamaya başlaması, düzenli bir gelir elde etmesi ya da haysiyetsiz bir yaşam sürmesi durumunda nafaka tamamen sona erebilir.
Kusur: Yoksulluk nafakası talep eden tarafın boşanmada hiç kusurlu olmaması veya diğer taraftan daha az kusurlu olması gerekir. Eğer taraflar eşit kusura, ya da daha ağır bir kusura sahipse, hakim nafaka talebini reddetmektedir.